Adanalı Hanımağa 10

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Adanalı Hanımağa 10Allahtan yolda çevirme olmadı. Ama yüreğim ağzımda kullandım arabayı eve gelene kadar. Girişte yaşlı hizmetçi karşıladı bizi. Yanında dün bizimle Karataş’a gelen iki adam daha vardı. Karanlık tipli adamlar Hanımağa’dan sonra bana da ellerini önünde kenetleyerek “Hoş geldin Abi!” çekti.Bagajdaki para dolu çantayı almamı istedi Hanımağa. Birlikte ikinci kattaki kendi yatak odasına çıktık. Büyük ve gösterişli bir odaydı. Beyaz renkli pahalı mobilyalarla döşenmişti. Büyük iki kişilik bir yatak süslüyordu odayı.Arka taraftaki giyinme odasına geçti. Dolapların arasında insan boyundan yüksek kocaman bir çelik kasa vardı. Çekmecelerden birini açıp içinden bir anahtar çıkardı, kilide soktu ve ardından da şifre girip parmak izini tanıttı. Biraz sonra kasanın kapısı “Tık!” diye açıldı. Kasanın içindeki raflar bir sürü evrak, çek, senet, altın, mücevher ve para ile doluydu. Aynı zamanda bana düğünümde hediye ettiği altın işlemeli tabancanın bir benzeri vardı.Çantanın içindeki paraları tek tek kasanın raflarına yerleştirdik. “Şimdilik burada dursun bunlar, sonra icabına bakarım!” dedi. Çantanın dibinde kalan iki desteyi ise “Al!” diyerek bana uzattı. “Ne bu!” dediğimde “Al işte, sana veriyorum!” dedi. Her biri 100 liralık banknotlardan oluşan 20 bin liraydı uzattığı para. “Olmaz, alamam. Hem neye karşılık bu!” dediğimde “Beni kızdırma, al diyorsam al. Arabadaki silahları saklamanın bedeli olarak düşün!” dedi. Ardından da paraları küçük bir naylon torbanın içine koydu. “Teşekkür ederim!” dediğimde “Bir şey değil, eğer benimle çalışmaya başlarsan bunun gibi bir sürü paran olur!” dedi yanağıma küçük bir tokat atarak. Hanımağa banyoya geçerken ben de havuz başındaki sofraya indim. Gerçekten sadece kuş sütünün eksik olduğu gösterişli bir sofraydı bu. Altında şalvar üstünde göğsü açık daracık bir bluz olan genç bir kız harıl harıl çalışıyordu. Buraya ilk geldiğimde de görmüştüm kızı ama o ilk günün heyecanıyla çok dikkat etmemiştim. Başını bir eşarpla bağlamıştı ensesinden. Kızın dimdik ve büyük memeleri bluzun kumaşını germişti. Ayağında terliklerle bir o yana bir bu yana koşup eksik bir şey olmasın diye kontrol ediyordu. Şalvarın altındaki götü çalkalanıyordu. Yan gözle bana bakıp süzüyor ama bir şey söylemiyordu. Uzun boylu, mavi gözlü, oldukça güzel bir kızdı, 16-17 yaşında vardı en fazla.Esen sıcak rüzgâr havuzun yüzeyini dalgalandırıyordu. Etraftan kuş sesleri geliyordu cıvıl cıvıl. Kız sofrayla ilgilenirken önümdeki para dolu torbayı bir sağa bir sola çevirip oyalanıyordum. Hanımağa’nın yanında çalışsam mı acaba diye ciddi ciddi düşünmeye başladım ilk kez. 4 aylık maaşımdı verdiği para.On dakika kadar sonra Hanımağa geldi. Üstündekileri çıkartmıştı. Keten bir pantolonla gene keten bir gömlek giymişti, beyazlar içindeydi. Ayağında rahat ayakkabılar vardı. “Ne yaptın Asiye!” diye sordu kıza. Kız sofraya koyduklarını saydı tek tek. Çayımızı doldurup “Başka emrin var mı Hanımağam!” diye sordu. Hanımağa “Yok, sen git, ananı gönder bana!” dedi. “Hadi durma öyle, al ye!” dedi kendi önündeki tabağa peynir ve zeytin koyarken. Ben de kendime tabak hazırlarken bu kez otuzlu yaşlarda bir kadın geldi. Onun da altında şalvarla terlik, üstünde ise V yakalı bir bluz vardı. En az 1,75 boyunda iri yarı bir kadındı. Gözleri maviydi kızı Asiye’ninkiler gibi. Tombul yüzlü, beyaz tenli güzel bir kadındı ama alık bir tipe benziyordu. Kadının devasa memeleri adım attıkça sallanıyordu, V yakalı bluzundan memelerinin çatalı görünüyordu. Başında ensesinden bağladığı türbanı vardı.Kadın “Buyur abla beni istemişsin!” der demez “Kız ben sana ne dedim!” diyerek kadını paylamaya başladı Hanımağa. Yatak odasındaki giysilerinin yerleştirilmesi ve tozların alınmamasıyla ilgiliydi konu. Kadın korku dolu bakışlarla elleri önünde kenetli halde Hanımağa’yı dinliyordu. Hanımağa sözlerinin arasında “Millete kuyruk sallayacağına işini düzgün yap!” deyince kadın “Tövbe abla, kime kuyruk sallamışım ben!” dedi başı öne eğik halde.“Celil ne arıyor burada sen kuyruk sallamıyorsan!” diye çıkıştı Hanımağa. “Ne bilem abla, adam gelmiş, gelme mi diyem, işi varmış gelmiş herhalde!” dedi yanıt olarak. O zaman Hanımağa daha da sinirlendi ve kalkıp kadının suratına sert bir tokat attı. Suratında patlayan tokat iri yarı kadını sarstı, çıkan ses yankılandı. Bana attığı tokatlardan daha sert bir tokattı bu. Kalkıp elini tuttum ve “Tamam, sakin ol, otur yerine” dedim Hanımağa’ya. Gerisin geri oturdu koltuğa. Çok sinirliydi ve attığı tokada rağmen siniri yatışmamıştı. Kadın ise hiçbir şey olmamış gibi duruyordu. Yanağı kızarmıştı. Hanımağa elini vurdu masaya ve “Ben bilirim o işlerin ne olduğunu. Hadi şimdi yıkıl, gözüm görmesin seni. Celil’i çağır bana!” dedi. Kadıncağız tek söz söylemeden içeri geçti.“Çok olmadı mı bu!” dediğimde “Bir bok olmaz ona. Millete kuyruk sallayacağına işini düzgün yapsın!” dedi sinirle. Sorum üzerine kadının kim olduğunu anlattı: Kadının adı Emine idi, Asiye kızıydı. Kapıda bizi karşılayan yaşlı adam ise Emine’nin babasıydı. Emine’nin kocasının eski adamlarından biri olduğunu ama şimdi cinayet nedeniyle hapiste olduğunu ekledi. Hatta adamın cinayeti Emine’nin sevgilisi yüzünden işlediğini söyledi. Hanımağa Ramazan adındaki kocasına her ay para gönderdiğini, içerde de bakmaya devam ettiğini ilave etti Emine’nin hikayesini anlatırken. “Kocası en iyi adamımdı ama bu orospu yüzünden cinayet işledi, onun eksikliğini çok çekiyorum!” dedi devamında. Hanımağa’nın konuşması biterken Celil geldi. Takım elbiseli, uzun boylu, zayıf, esmer, kirli sakallı bir adamdı. Kapıda bizi karşılayan iki adamdan biriydi. Celil neden çağırıldığını anlamıştı ve kopacak fırtınanın da farkındaydı. Başını kaldırmadan yere bakıyordu.Hanımağa önce baştan aşağı süzdü onu. Sonra da olanca sertliğiyle “Sen ne arıyorsun lan burada?” diye sordu. Celil “Bir ihtiyaç lazım olur diye geldim Hanımağam!” dedi korka korka. “Siktir lan, bana martaval okuma pezevenk!” diye kükredi Hanımağa Celil’in bu sözleri üzerine. Sonra da ayağa kalkıp karşısına geçti ve göğsünden iterek “Ulan ben sana demedim mi sana bu karının peşinde dolanmayacaksın diye? İt herif! Ha, söylemedim kocaeli escort mi eşşoleşşek! Kafana sıktırırım bir daha bu karının peşinde görürsem seni, siktir git şimdi!” dedi bağırarak. Celil ağzını açamadan kuyruğunu bacaklarının arasına almış kedi gibi gitti. Yerine otururken “Amına koyduğumun ibnesi, benim evimde karıyı sikmeye kalkıyor!” dedi. Hanımağa burnundan soluyordu. Biraz sonra yaşlı adam yani Emine’nin babası geldi Hanımağa çağırmadığı halde. Adı Reşit idi. “Reşit ağa, senin bu kızınla ne yapıcaaz. Laf söz dinlemiyor!” dedi Hanımağa. “Valla Hanımağam, ben ne edecem bu orospuyla bilmiyom. İyidir hoştur ama aklı boştur, biliyon sen de. Önüne gelene kuyruk sallıyo, boncuk dağıtıyo, bunun anası da böyleydi, bunların cinsleri böyle!” dedi. Hanımağa derin bir iç geçirdi. “Söyle ona ayağını denk alsın. Beni aptal yerine koyup da oynamaya kalkmasın. Senin hatırın olmasa şimdiye elli kere sıktırmıştım kafasına!” dedikten sonra eliyle işaret edip gitmesini istedi. Kahvaltımız konuşmalar ve gelen gidenlerle bölünmüştü ama yine de karnımı iyice doyurdum. Hanımağa seslenip Asiye’yi çağırdı ve yatak odasından sigara tabakasıyla çakmağını getirmesini istedi. Asiye koşar adımlarla gitti ve biraz sonra altın kaplama, üzeri işlemeli tabakayla çakmağı getirdi. Hanımağa göz alıcı tabakadan bir sigara çıkardı, altın çakmağıyla kendisi yakıp bana uzattı, kendine de yaktı. İçmesem olmayacaktı, o yüzden birkaç derin olmayan nefes çektim. Kendisi ise derin nefesler alıp havaya savuruyordu sigaranın dumanını. Hasır koltuğunu geriye çekip bacak bacak üstüne attı. Asiye elinde iki Türk kahvesi ile geldi az sonra. Ardından da sofrayı toplamaya başladı. Kız eğilip kalktıkça bluzun açık yakasından sarkan memelerine bakıyordum. Kırmızı bluzunun altında siyah sutyeni görünüyordu. Yaşına rağmen erkenden olgunlaşmıştı beyaz memeleri. Şalvarın altında çıkıntı yapmış götünü kesiyordum. Asiye ise bana bakıp gülümsüyordu. Hatta masanın üzerine abanıyor bu sayede memelerini daha da açığa çıkartıyordu. Anası gibi kızı da kuyruk sallayan cinstendi. Arada yardım ediyor, eline dokunuyordum. “Abi sen zahmet etme!” diyordu kibarca. “Yok, ne zahmeti!” diyerek yanıt veriyordum. Hanımağa dün gece kulüpte ağırladığı adamlardan birini aradı ben kızı keserken. Adana’nın önemli politikacılarından biri olduğunu söylemişti. Açacağı kulüple ilgili gerekli yasal izinleri almasında yardımcı olacaktı adam. Hanımağa’nın sesi neşeliydi, adam dün geceden çok memnun kalmıştı. Gereken imzaları alması artık çantada keklikti.Öğle olmuştu. Hanımağa “Yeni açacağım kulübe gidiyorum, sen de gel gör!” deyince “Olur, niye olmasın!” dedim. Havuz başından içeri geçtiğimizde Asiye göründü. “Bir emrim var mı akşam için Hanımağam!” diye sordu. “Yok, geç gelirim ben, bir şey hazırlamanıza gerek yok!” dedi Hanımağa. Annesi Emine bir elinde kova, diğerinde temizlik bezi olduğu halde merdivenden iniyordu bu sırada. Hanımağa ona dönüp “Hallettin mi!” diye sordu sertçe. “Hallettim Abla!” dedi Emine ürkek bir ses tonuyla. Hanımağa “İyi, bir daha öyle görürsem oraları falakaya yatırırım seni bilmiş ol, öbür dediğimi de unutma, o iti buralarda görürsem fişini çekerim senin!” deyince Emine “Benim bi günahım yok Abla!” dedi.Hanımağa tam çıkacakken “Senin evin temizliğini kim yapıyor!” diye sordu bana. “Valla şimdilik kimse yapmıyor, ben kendim hallediyorum!” dedim. Bunun üzerine Emine’ye dönüp “Tuğrul’un dairesinin temizliğini de bir ara yap!” dedi emredici bir tonda. Emine “Emredersin Abla!” dedi yumuşak bir ses tonuyla. Bu arada gözleri üzerimde gezindi birkaç saniye.Birlikte Mercedes’e bindik. Celil ve diğer adam siyah bir Renault arabayla arkamızda bizi takip ediyordu. Hanımağa’nın tarifiyle ilerliyordum. Sonunda henüz gelmediğim, yabancısı olduğum bir yerde 3 katlı bir yapının önünde durduk. “Burası mı!” diye sorduğumda “Evet, burası!” dedi. Kulüp deyince aklıma şimdiki çalıştırdığı kulübe benzeyen bir yer hayal etmiştim ama burası kocaman bir yerdi. Önünde arabaların park etmesi için otoparkı olan, bir tarafı yola cepheli, eski zamanın Maksim gazinolarını andıran bir yapıydı bu. Arabadan inerken “Nasıl buldun!” diye sorunca “Valla kocaman, müthiş!” dedim. İnşaatın büyük kısmı tamamlanmıştı. “Şu cepheye boydan boya ışıklı tabela yaptırıyorum!” dedi eliyle göstererek. “Üçüncü katta masaj salonu olacak. Gündüz masaj salonu olarak hizmet verecek, akşam da gece kulübü…!”Çalışan işçiler bizi görünce esas duruşa geçti. Her birinin üzerinde baret ve yelek vardı. Hanımağa tanıdığı bazılarıyla ayaküstü sohbet etti. İçerde de hummalı bir çalışma vardı. Kafasında baret üzerinde fosforlu yelek olan genç bir kız elindeki çizimlere bakarak işçileri yönlendiriyordu. Kocaman bir sahne yapılmıştı. Üzerinde işçiler çalışıyor, sahnenin son kontrolleri yapılıyordu. Bir taraftan da ışıkçılar ve sesçiler gelmiş, onlar da çalışıyordu. Sahnenin altında renkli renkli ışıklar yanıp sönüyordu.Genç kız Hanımağa’yı görünce elini uzatıp “Hoş geldin Hanımağam!” dedi güler yüzle. Hanımağa bizi tanıştırdı. Kızın adı Melis idi, işlerin başındaki mimardı. “Melis benim manevi kızım gibidir Tuğrul. Rahmetli babası Apo’nun da benim de yakın dostumdu. Küçüklüğünden beri tanırım onu. Okudu mimar oldu, işin başına onu getirdim!” dedi. Melis üniversiteden daha yeni mezun olmuş gibiydi, bu işler için oldukça gençti. Ama yine de çalışanları erkeksi tavırlarıyla yönlendirmekte zorluk çekmiyordu. Hanımağa ve Melis birlikte gezinip işleri kontrol ederken ben de etrafa bakındım. Diğer kulüpten en az 4-5 kat daha büyük bir yerdi burası. Alt katı genişti. Sahneyi tam yukarıdan gören üst katında ise loca şeklinde yapılmış yerler vardı. Hanımağa burası için Özbek ve Türkmenlerden oluşan 10 kadın almıştı. Ancak bu 10 kadın değil kulüp üst kattaki localar için bile yetmezdi. Geriye kalanı da başka şekilde halledecekti anlaşılan. Hanımağa yanıma gelip “Nasıl beğendin mi!” diye sorunca “Çok güzel, çok büyükmüş!” dedim. Melis araya girip “Bittiğinde daha da güzel olacak!” dedi gevrek gevrek gülerek. Ardından da “Açılışa geleceksiniz değil mi Tuğrul Bey!” diye sordu. Benim yerime cevabı Hanımağa verdi “Gelmezse şu sahnenin kocaeli escort ortasında dansöz diye onu oynatırım!” dedi sırtıma vurup.Birlikte arkadaki mutfağı, tuvaletleri gezdikten sonra üst kata çıktık, locaları dolaştık. Belli ki localar ensesi kalın, bol paralı ve önemli kişiler için yapılmıştı. Melis yapılan işleri yağlayıp ballayarak anlatıyordu Hanımağa’ya. Yüksek belli daracık mavi kot pantolonun üstüne belini ve göbeğini açıkta bırakan beyaz bir bluz giymişti. Ayağında kalın tabanlı pahalı spor ayakkabılar vardı. Adım attıkça çıkık götünün yanakları sallanıp duruyordu hamur gibi. Teşhirci bir yönü olduğu çok belliydi. Çalışanların bir gözü devamlı onun üzerindeydi ve o da bundan memnun oluyordu anlaşılan. Siyah saçlarının sol tarafı 3 numarayla makineye vurulmuş gibiydi. Sağ tarafı ise yanağına geliyordu. Minik ve parlak küpeler kulaklarını süslüyordu. Burnunun solunda da bir hızma vardı.Daha sonra üçüncü kata çıktık. Burası masaj salonuydu. Her yer bembeyazdı. Aşağının çoğunlukla siyah ve koyu tonlardaki dekorundan sonra burası insanın içini açıyordu. Buranın ayrı bir girişi olacaktı ama ikinci kattan da bağlantı vermişlerdi. Burada da işçiler çalışıyordu harıl harıl. Masaj yapılacak bölmeler oluşturulmuştu. Melis her birinin arasındaki duvarların ses yalıtımlı olduğunu söyledi. Gerçekten masaj salonu mu olacaktı burası yoksa masajla fuhuş bir arada mı yürüyecekti? Kendi kendime sormadan edemedim. İnce inşaatın son kalanları yapılıyordu artık. Yakında mobilyalar gelmeye başlayacaktı. Mobilya çizimlerini de Melis yapıyordu ve onlarla ilgili Hanımağa ile konuşmak istediğini söyledi. Fikrini alması gereken bazı şeyler vardı. Ancak Hanımağa onu sürekli geçiştirmiş, zaman kaybetmişlerdi. Konuşmalarından bu anlaşılıyordu. Hanımağa “Ben o işlerden çok anlamıyorum güzelim, hem zamanım da yok bunun için. Benim daha önemli işlerim var. Sen Tuğrul’la hallet onu. Benim yerime o karar verebilir!” diyerek beni gösterdi. “Ben de anlamam ki!” dediğimde Hanımağa “Anlamayacak bir şey yok aslanım, kız sana şunu mu yapalım, bunu mu yapalım diye soracak, sen de söyleyeceksin. O da ona göre yapacak!” dedi. Melis de Hanımağa’ya hak vererek “Evet, Hanımağa’mın dediği gibi, sizi zorlayacak bir şey yok. Merak etmeyin!” dedi. Ardından da telefon numarasını verdi. “Müsait olduğunuzda ararsınız, konuşur, hallederiz!” dedi. Melis’i yukarıda bırakıp aşağı indik.Kulüpten çıkarken Hanımağa’ya “Buraya çalışması için 10 kadın almıştın ama nereye yetecek bu 10 kadın, kocaman yer burası!” dedim. “O on tanesi gibi daha kaç tane var. Gürcistan’dan, Ukrayna’dan, Moldova’dan da kızlar gelecek daha. Bizim Türklerden de var. Suriyeliler olacak. Dansçı kızlar olacak. Masaj salonu için ayrı kızlar getirtecem… Garsonlar, komiler, şarkıcılar, şunlar bunlar derken nerden baksan en az 100-150 kişi ekmek yiyecek buradan…!”“Bak, işin büyüklüğünü kendi gözlerinle gördün. Seni aslında bunun için getirdim buraya. Ben tek başıma bu işlere yetişemem, hele burası açıldıktan sonra başımı kaşıyacak vaktim olmaz. Benim yanımda çalışmaya başla. O verdiğim paranın kat kat fazlasını bir ayda kazanırsın. Kârdan pay da veririm. Gel benim sağ kolum ol. İti köpeği bu işe ortak edip batırmak istemiyorum. Kaç yıldır burayı açmaya uğraşıyorum. Milyonlar harcadım buraya…!”“Bu son teklifim olacak sana. Ya kabul edersin ya da etmezsin. Artık etmezsen sen yoluna ben yoluma. Akrabalık kalır ama eskisi gibi uzaktan uzağa sürer gider. İyice düşün, kararını ver…!”Sözleri biterken benden hemen yanıt bekliyor gibiydi. Gözlerini dikmiş dikkatle bakıyordu. “Ya kabul edersin ya da siktir olup gidersin!” diyordu kısaca. Dediği dedik, söylediğini yapan bir kadındı. Sözü bu noktaya getirdikten sonra geri dönüşü olmazdı. Kabul etmezsem yaşadıklarımıza rağmen beni tek kalemde sileceğini biliyordum. “Valla ne bileyim. Hanımla konuşayım, sana haber veririm!” dediğimde “Tamam, konuş, kararını ver!” dedi omzuma vurarak. Karım dünden razıydı zaten. Ona sorduğumda ne cevap alacağımı biliyordum. Hanımağa adamlarının arabasına bindi. Arka camı indirdi, “Mercedes kalsın, sen işini hallet, ben şoförü gönderip aldırırım!” diyerek el sallayarak uzaklaştı. Geriye dönüp kulübe baktım. Gerçekten böyle bir yeri yönetmek tek başına bir kadın için mümkün değildi. Hanımağa’ya yardım etmezsem hem ayıp etmiş olacak hem de çok şey kaybetmiş olacaktım. Bunun içinde para da vardı Hanımağa’nın kendisi de…Mercedes’e bindim. Bu işi daha fazla uzatmamam gerekiyordu. Karımı arayıp anlattım. Ama aldığım 20 bin lirayı 10 bin olarak söyledim. Kalan 10 binle hovardalık yapmak istiyordum. Karım havalara zıplarken kabul etmem için yalvarmaya başladı. Konuşmasını kesip “Tamam tamam, ben de onun yanında çalışmak istiyorum zaten. Haberin olsun diye aradım seni!” dedim. Ardından çocuklarımla konuştum. Onlara iyi bir gelecek sağlamam için bol para kazanmam gerekiyordu. Hanımağa sayesinde bunu başarabilecektim. Hanımağa’yı arayıp durumu anlattım. Çok sevindi. “Şirkete ayrılmak istediğimi yarın söyleyeceğim. Ama kanun gereği en az iki ay daha çalışmam gerek. Benim yerime birini bulmalarına kadar kalmam lazım. Belki daha erken de olabilir. Kaç yıldır ekmeğini yiyorum buranın, kötü ayrılmak istemem. O süre boyunca senin işlerini de takip ederim!” dediğimde “Tamam, sen kabul ettin ya o yeter bana. Ben de sana yardımcı olurum merak etme, gerekirse yanına asistan da alırım. Melis de yardım eder!” diyerek kapattı telefonu…Balina kasa Mercedes kocaman olduğu için park etmekte zorlandım. Oturduğum binanın uzağında kalmıştı biraz. 2 bavul ve 2 çanta ağzına kadar silahla doluydu. Birileri görüp de anlayacak diye çok korkuyordum. Her birini tek tek asansörün önüne kadar taşıdım. Neyse ki Pazar günü olduğundan bina girişi sakindi. Asansörle çıkardım çantaları ve eve girdim. Derin bir nefes alıp verdim. Çantaları küçük odaya koydum. Hanımağa’nın verdiği parayı da masanın üstüne attım. Görevimi yerine getirmenin huzuruyla duşa girdim. Akşama kadar uyudum, çok yorulmuştum. Akşam bir şeyler atıştırırken evin zili çaldı. Belki şoför arabayı almaya gelmiştir diye düşündüm, o nedenle kim olduğunu sormadan otomatiğe izmit escort basıp binanın giriş kapısını açtım. Kısa bir zaman sonraysa evin kapısına hafifçe vuruldu. Kapıyı açtım, şoförü beklerken genç bir kadınla karşılaştım. Beni görünce “Tuğrul Bey!” diyerek hitap etti. Kadını bir yerden tanıyor gibiydim ama çıkartamıyordum. “Evet benim, kusura bakmayın ama çıkaramadım sizi!” dedim. Gülümseyerek “Asıl siz kusura bakmayın, rahatsız ediyorum sizi, ben Sevda, Hanımağa’nın kulübünden!” dedi utangaç bir tavırla. Biraz duraksayıp “Ha, evet, hatırladım!” dedim şaşkınca. Kulüpteki konsomatris kadınların başı olan ve geçen gün Hanımağa’nın ana avrat sövdüğü kadındı. İyi ama bana neden gelmişti? “İçeri girebilir miyim? Sizinle konuşmak istediğim bir konu vardı!” deyince “Tabii, buyurun!” diyerek kenara çekildim. Sevda salına salına içeri geçti. Uzun boylu, çekici, alımlı bir kadındı. Kulüpte bol makyajlı ve gece kıyafetli halinden uzaktı. O nedenle tanıyamamıştım. Götünü ve kalçalarını sıkan gri renkli daracık bir kotla dar beyaz bir bluz giymişti. Üstünde ise siyah deriden ince bir mont vardı. Simsiyah saçlarını arkadan at kuyruğu yapmıştı. Siyah küçük çantası omuzundaydı. Spor ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. “Buyurun, oturun!” diyerek koltuğu gösterdim.Şu ana dek hiç konuşmadığım, kulüpte birkaç kez göz göze geldiğim kadın şimdi evimde beni ziyaret ediyordu. Acaba Hanımağa mı göndermişti kendisini? Ecem ve Natali’den sonra şimdi de Sevda mı Hanımağa’nın hediyesi olacaktı?“Evinizin adresini Natali’den aldım. Böyle haber vermeden geldim, kusura bakmayın. Ama bana ancak sizin yardım edebileceğinizi düşündüm. O nedenle geldim!” dediğinde daha da meraklandım. “Buyurun, merak ettim, hangi konuda yardımımı istiyorsunuz acaba!” diye sordum. “Şey, bu akşam izin günümdü, buraya da Hanımağa’dan habersiz geldim. Öncelikle bunu bilmenizi isterim. Hanımağa ile ilgili bir mesele benim buraya geliş sebebim. Hanımağa size çok değer veriyor, yakında onunla çalışmaya başlayacakmışsınız, onu da öğrendim. Umarım hayırlısı olur sizin için. Buna güvenerek geldim…!”“Uzun zamandır Hanımağa’nın yanında çalışıyorum. 10 yıldan fazla oldu. Ondan önce de başka yerlerde çalıştım, yine bu sektörden. Kulüpte önceleri şarkıcıydım ama sonra konsomasyona çıkmaya başladım, Hanımağa öyle uygun gördü. Son zamanlarda Hanımağa’nın bana karşı tavırları çok değişti. Çok sert davranmaya başladı. Olur olmaz her şeyde bana kızıyor, bağırıp çağırıyor. Geçen akşam sizin önünüzde olan olay gibi daha onlarcası var. Beni yeni açacağı kulüpte düşünmediğini de biliyorum. Yenisi açılınca eskisini kapatmayacak ama beni oraya da almayacak. Şimdiki yerde çalışmaya devam edeceğim yani…!”Araya girip “Sevda Hanım konu nedir, bu dedikleriniz nereye varacak!” diye sordum. Her akşam sarhoş masalarında şuh kahkahalar atan, adamları parmağında oynatan bir kadındı. Feleğin çemberinden geçmiş birisiydi. Ama şimdi karşımda kırılacakmış gibi hassas ve narindi.“Konu şu. Ben kulüpten ayrılmak istiyorum. Birkaç yerle görüştüm, birisiyle de anlaştım. Bunu Hanımağa’ya da söyledim ama Hanımağa beni bırakmak istemiyor. Hepimiz orada kendisine borçluyuz, benden de borcumu ödememi istiyor!” dediğinde sözünü kesip “Pardon, ne borcu bu!” diye sordum.Gülümseyerek “Pek bilmiyorsunuz bu işleri sanırım. Çalışan kadınlar olarak hepimiz Hanımağa’ya borçluyuzdur. İşe girerken bize zorla yüklü senetler imzalatır, kendisine borçlandırır. Sonra da her ay kazandıklarımızın içinden büyük bölümünü keser borca karşılık. Çok şükür elimizde kalanla geçiniriz ama borç da bir türlü bitmez. Her ay üzerine faiz bindirir. Oldu ki borç bitti, hemen yeni senetler imzalatır…!” “Benim de imzaladığım senetler var. Onların kalan ödemesini almadan beni bırakmıyor. Sizden benim için onunla konuşmanızı rica ediyorum. Sizi sevip sayıyor, akrabası geliyorsunuz üstelik. Ben borçlarımı ödemeyeceğim demiyorum, onları gene öderim ama artık orada kalmak istemiyorum. Gerekirse yeni senetler imzalarım. Sizden onunla konuşmanızı rica ediyorum…!”Yakında yanında çalışmaya başlayacağım kadın hakkında yeni bir bilgiydi Sevda’nın söyledikleri. Kadınlara zorla senet imzalatıp onları borçlandırmak… Seneler önce genelevde çalışan kadınlar için böyle şeyler yapıldığını okumuştum haberlerde, şimdi birebir canlı şahidi gözümün önündeydi.“Borcunuz ne kadar?” diye sorduğumda “Benimki 300 bin liraydı. İmzaladığım senetler yani. Bunun 175 bin lirasını ödedim, 125 bin lira kaldı. Benden o parayı peşin olarak ödememi istedi, aksi halde bırakmayacak. Parayı peşin ödeme gibi bir imkânım yok, keşke olsaydı. Kalırsam benim için daha kötü olacak. Üzerime daha çok gelecek. Hanımağa’nın gazabını üzerime almak istemiyorum. Ondan çok korkuyorum. Lütfen bana yardım edin…!”Sözleri biterken sesi çatallaşmıştı. Mutfağa geçip bir bardak su aldım. Döndüğümde üstündeki deri montunu çıkartmış, bacak bacak üstüne atmıştı. Üzerine yapışık gibi duran beyaz bluzu şişkin ve yuvarlak memelerini belli ediyordu. Çıplak beyaz kolları pürüzsüzdü. Yeşil gözlerinin üzerinde uzun ince kaşları birer yay gibi uzanıyordu. Parlak ve gergin yüzünde kalıcı makyaj vardı. Kalın pembe dudaklarına botoks yapılmış gibiydi. Birkaç yudum aldı sudan. “Teşekkür ederim!” diyerek sehpanın üstüne koydu bardağı. “Valla ne desem bilmiyorum. Bu işlerin yabancısıyım dediğiniz gibi. Böyle bir konuda beni dinler mi bilmiyorum!” dediğimde kalkıp yanıma oturdu. “Eminim dinleyecektir. Ben borçlarımı inkâr etmiyorum, onları yine ödeyeceğim. Ama artık kalmaya gücüm kalmadı. Her gün hakaret, küfür duymaktan bıktım. Lütfen yardım edin. Onu ancak siz ikna edebilirsiniz. Sizden başka kimsenin sözünü dinlemez…!”Bu tip kadınlar karşısında erkeklerin güçsüz olduğu muhakkaktı. Mesleği cazibesini kullanarak erkeğin cebindeki paraları çekip çıkarmak olan bir kadındı Sevda. Bu işi yıllardır yapıyordu ve beni de her akşam masasında ağırladığı müşterilerinden biri gibi görüyordu. Cebimdeki paraları almayacaktı ama erkeklik duygularımı kabartarak kendi istediğini yaptırmaya çalışıyordu. Hanımağa’ya karşı kullanmak istiyordu. Kendi çıkarı için beni Hanımağa’nın karşısına çıkartmanın hesabını yapıyordu. Tehlikeli ve sonunun nereye varacağı belli olmayan bir işti bu.“Ne isterseniz yaparım Tuğrul Bey. Kulunuz köleniz olurum. Beni bu dertten kurtarın lütfen. Hanımağa’dan kurtarın beni…!” Sözleri bittiğinde elimi tutmuş ve boynuma bir öpücük kondurmuştu…

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın